Bilgi çağı ve tetikleyicisi olan teknolojilerin içinde hem birey olarak kendimizi hem de kurumlarımızı güçlendirmek ve güncellemek zorundayız. Aksi takdirde çağın hızına ayak uydurmak bir yana onun rüzgarıyla mevcut yerimizi bile koruyamamak gibi bir riske girmiş oluruz.
Peki neler oluyor ve sonucunda bizler, kurumlarda çalışan profesyoneller yada o kurumları hayata geçirmiş girişimciler, bu hıza nasıl ayak uyduracağız?
Teknoloji hergün değişirken, her an yeni bir olguyla yüzleşirken neyi ve nasıl takip etmek zorundayız?
Kurum içinde ve dışında uyumlaştırma yapabilmek için ne tür stratejiler geliştirmeliyiz?
Bu sorulara bir açılım getirebilmek için gelin kendimizi sabit hızlı bir arabada hatta düz bir yolda gidiyor farz edelim. Bu durumda yolcular olarak bizler aracın hızına uyum sağlamış ve yolun neler getireceğini bilerek oldukça stabil bir yolculuk yapıyoruz. Şimdi aracın durumunu artan bir hıza ve yolu da bilmediğimiz bir virajlı konuma getirelim. İşte bu durumda savrulmamak için hem aracın hızındaki değişime hem de yoldaki virajlara uyum sağlamak zorundayız. Bunun için ya tutunacak bir şeylere yada emniyet kemerine ihtiyaç duyarız. Bu fiziksel tedbirlerin yanı sıra virajlara nasıl gireceğimizi, yolun durumuna ve virajın keskinliğine göre nerede frene nerede gaza basarak güvenli bir şekilde ortalama hızımızı arttıracağımızı kestirmek zorundayız. Peki bizler, özellikle yıllardır araç kullananlar, bu yeteneği zaten kazanmıyor muyuz?
Evet ama tecrübelerimiz, sadece kurgusal yada rastlantısal olarak yakalayabildiğimiz olayların çıktıları. Ve daha benzersiz bir sürü yenilerine gebe. Aynı zamanda, gelecek olaylara karşı sezgilerimizi ve yorumlarımızı da katabileceğimiz yegane artı değerimiz.
Şimdi bu çıktıları birleştirirsek karşımıza şu gerçek çıkmakta.
“Bizler yaşamasak da başka kişi ve kurumların yaşadıkları veya yaşantılarının çıktılarıyla gelecek yolculuğumuzda önümüzdeki taşları görebilecek netlikte yollara girebiliriz.”
Bu durumda bizlere düşen ne?
Elbette ki bilgilenmek ve bu bilgileri yorum katarak kendi süreçlerimize yansıtmak.
Aksi takdirde başkaları tarafından maliyeti ödenerek kazanılmış bilgileri tekrar kendi adımıza maliyetine katlanarak elde etmek zorunda kalıyoruz.
Bu bilgileri elde edebilmek ve değer katabilmek adına ulusal ve uluslararası düzeyde oluşturulmuş olan her türlü mikro ve makro düzeydeki bilgi kaynaklarına kolay ve sürekli olarak ulaşabilmek zorundayız. Örneğin; genel ekonomik gidiş ile ilgili olarak TCMB (T.C.Merkez Bankası) bilanço ve raporları DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) tarafından oluşturulan dönemsel planlar, DİE (Devlet İstatistik Enstitüsü) anket sonuçları vb.
Bu kaynaklar kolay çünkü artık herkes İnternet üzerinden ilgili kurum web sitelerine ulaşarak bu enformasyonları alıp kendi durumsallığında kolayca yorumlayabilir. Zor olan bu kaynakları güncel izlemek ve yorum katabilecek seviyede teknik analiz ve istatistiki yeterliliğe sahip olmak.
İsterseniz bu durumu sokağa çıkmadan önce hava durumu hakkındaki raporların izlenmesine benzetelim. Tabi bu durumda doğru kaynak ve eş zamanlı bilginin önemi hemen açığa çıkıyor. Aksi takdirde yağmura yada tipiye yakalanmak içten bile değil.
Buralardan elde edilen bütünsel bilgilerle dış çevre analizi yaparak yatırım kararı almak, finansal gereklilikleri planlamak, pazar araştırmaları yapmak ve hatta kapasite planlamak artık daha kolay ve riski yönetilmiştir.
Peki ya sonrası?
Bütünsel bilgiden başlayarak ana hedeflere ulaşmak için oluşturulacak proses ve süreçlerin yani kurum içindeki dengelerin izlenmesi ve sonrasında bilgiye dönüşmesi nasıl olacak?
Rönesans/N.Şencan